Türkan Saylan hocam, iyi ki erken öldün!

Sevgili hocam, Yeniden merhaba. Yine bir ülke 12 Eylül sabahına uyanıyor. Yine gökyüzü gri toz bulutlarıyla kapanmıştı. İnsanlar önceki eyl&u...

Yazar :

Sevgili hocam,

Yeniden merhaba.

Yine bir ülke 12 Eylül sabahına uyanıyor. Yine gökyüzü gri toz bulutlarıyla kapanmıştı. İnsanlar önceki eylül’lerden daha mutsuz görünüyor. Tebessüm etmeyen sağlıksız ve de kaygılı yüzler. Gazetelere bakıyorsunuz 80’li yıllardan daha beter bir Eylül. Yüz binlerce insan kendi köylerinde, kasabalarında, evlerinde ölüme terk edilmiş çoluklu çocuklu birer mahkûm. Gölgesinin bile farkında olunmayan bir  aileden ince bir sızı yayılıyor insan sıfatı ruhlarına. On üç yaşında bir kız çocuğunun bedeni n kendi evinin dondurucusunda bekletildiğini duyuyorsunuz. Nöbet tutan tüyleri henüz siyahlamış çocuk asker kalp krizinden ölüyor. Öldürülüyorlar... Neden ölüyorlar, öldürülüyorlar diye sormuyor hiç kimse. Buralarda ölüm yaşamdan her zamankinden daha değerli bir ritüel.  Savaşlar barışlardan daha değerli. O ülkenin bazı savcıları, doktorları, avukatları, sokaktaki diğerleri gibi savaş istiyor. Bu yaşımda da savaş isterim diyor, suçsuz bile olsa bakmam diyor o hastaya, nazarımda suçlu savunmam diyor. Düşünsenize onlardan barışı ve insana ait olanı en masum halle beklerken. İşte bu yüzden hiç kızmadık sokaktakine benim güzel hocam. Onlardan sonrası zaten zavallı ve suçsuzdu nazarımızda, ne yaparsa yapsın.

Biliyor musunuz hocam bir 12 Eylül gazetesinde siz varsınız.  Şaşırdınız değimli? Evet, siz. Aklanmışınız. Şaşırmadım. Geri zekâlılar diye içimden geçirdim. O zaten hep aktı. Kaç insanı yetiştirdiniz, karanlıklar aydınlığa çıksın diyerekten. Yirmi beş yıl öncesine dönüyorum, sizinle hastanenin girişinde solda bulunan cildiye kliniğindeki odanızda. İmzaladıktan sonra, “Atopik Dermatitler” adında bir kitabınızı uzatıyorsunuz. Atopik nedir diye soruyorsunuz, dudaklarınıza bakıyorum. Kendi içine düşman olmak diyorsunuz. Kendi içimize düşmandık, o zamanlardan daha fazla bu zamanlarda. Kardeş dediklerinin birbirinin kalleşi olduğunu damarlarınızda bir zehir gibi hissediyorsunuz. Nereye kadar gider diye sormayın. Bilmiyorum gerçekten. Birbiri için katliam isteyen insanların şaşkınlığı hala üzerimde. Korku ve şiddet insanlar arasında bir çığ gibi büyüdükçe, bir tanesini bile var etmeye çalışırken gelincik ve filizlerinin çoğu yok olmaya devam edecek. Evinizin penceresinden  tebessüm eden fotoğrafınıza takılıyor gözlerim.  Kendi kendime tek bir sözcük fısıldıyorum “iyi ki erken öldün, Türkan hocam”.

Blog Yazılarım

Loading…