Üç Altın Gün: Bir Kore Ağıtı

Tamı tamamına 65 yıl geçmiş olan bitenin üzerinden.  Yeter miydi unutmak için bir yarım asırdan fazla bir sürenin geçmiş olması. Unuttur...

Yazar :

Tamı tamamına 65 yıl geçmiş olan bitenin üzerinden.  Yeter miydi unutmak için bir yarım asırdan fazla bir sürenin geçmiş olması. Unutturulmak istenmişti, o kör kuyuda olup bitenler.  Acıyı içinde hala yaşamaya devam ederken tamamen unutmak ve unutturulmak ne kadar mümkün olabilirdi?  Beklide savaş tam tamları çalınıp duran şu çağda ve günlerde bazı hadiseler daha fazla hatırlanır olmakta.  Belleğin derinliklerinden bir toplu iğneyle kazılır gibi çıkartılan olaylar tarihimizde ne kadar olduğu gibi ve dürüstçe işlenmiş olduğu sorusuna da çoğunlukla cevap aramak zorunda kalınmaktadır. İşte bu savaşlardan biri Kore savaşı.  Yoksul Anadolu annesinin ağıtlar dizdiği nelerin yaşandığı bilinmez diyarlar.

Öyle bir savaştır ki bu savaş, askerlerimizi gönderirken Meclis kararı bile alınmamıştır. Sadece birkaç günlük talimlerle savaşa hazırlanmış, apar topar, hiçbir hazırlık yapılmadan adeta bir kıyıma yollanmıştır çocuklarımız. Bugünlerde, her gün yeniden yeni bir savaşın naralarının atıldığı bir dönemde, ülkede yaşayan her kesimin, Kore Savaşı ve Türk Tugayı dramıyla gerçek ve dürüst bir şekilde yüzleşmelidir.

Hiç düşündünüz mü neler yaşadı askerlerimiz o ölümcül yolculukta? Bir roman, işte bu yaşanılanları acıyla yoğrulmuş bir ürperti hissiyle düşündürtüyor bizlere.   

"Gece olduğunda ise bütün duygularını; isyanlarını, öfkelerini, özlemlerini bu   karanlığa gömüyorlardı. Gündüz birbirleriyle yaptıkları sohbetlerde savaş      kahramanlığı, zafer ve şehitlik mertebesi üzerine söylenilen sözler yalandı. Asıl                olan,                 gecenin karanlığında; yakın bir zamanda hatta belki yarın ölebilecekleri              düşüncesiyle      yaşadıkları o derin, keskin ve yıkıcı korkuydu."  

"Üç Altın Gün" isimli romanda,  popüler kültürümüzde neredeyse hiç bilinmeyen ve tanınmayan, siyasal tarihimizde ise Türkiye`nin NATO`ya girmesi karşılığında yitirdiği evlatlarını neredeyse görmezden gelindiği Kore Savaşı’nı üzerinden 65 yıl geçmiş olmasına rağmen o günkü gerçeklik ve tazeliğiyle gündeme getiriyor. Okurken, insan olanın yüreğini buran bir üzüntüyü ve öfkeyi bir kez daha duyuyorsunuz, her haksız savaş anlatılarında olduğu gibi. Görmezden geldiğimiz, unuttuğumuz, evlatlarımızı yitirdiğimiz bu savaşın yıkıcı öyküleriyle tarihsel bir olguyla yüzleşirken her dönemde yaşanan ve yaşanacak olan savaşlara insan olmanın onuruyla karşı durulması gerektiğini bir kez daha vurguluyor. Türk Tugayı açısından hatırlanması istenmeyen kahredici üç günün yaşandığı 26-28 Kasım 1950 Kunu-ri muharebelerini ezber bozar bir şekilde hatırlatan bu kitap savaşı anma haftasında raflarındaki yerini aldı.

"Üç Altın Gün, çok uzakta kalmış, unutulmuş, unutturulmuş bir savaşı okura hatırlatmak istiyor. Köylerini ilk defa terk eden gençlerin, savaş yolundaki şaşkın, ürkek ve dehşetli günlerinin anlatıldığı bir öykü! Anadolu’dan kopartılan, uluslararası çıkar çevrelerinin hesaplarından habersiz gençlerin yaşadığı kişisel yıkımlara odaklanan bir yüzleşme bu kitap.

Üç Altın Gün belgelerden, tanıklıklardan yola çıkan ama insana dokunmaktan korkmayan bir ironiyi ortaya koymaktadır. Kore Savaşı özelinde savaşın korkunç yüzünü sert ve yalın bir dille okura sunuyor. İstatistiklerde kaybolan, okul görmemiş, kimisi Türkçe bile bilmeyen yoksul Anadolu çocukları için yaktığı kişisel ağıtı okurla buluşturarak büyütüyor. Üç Altın Gün, Kore Savaşı ile ilgili ertelenmiş hakiki bir itiraf, bir hesap sorma…"

Blog Yazılarım

Loading…